25 Haziran 2010 Cuma

Mavi Marmarayla PKK Sorununu Karşılaştırmanın Dayanılmaz Salaklığı

Biraz gecikmeli de olsa bu konuda da söyleyecek bir kaç sözüm var. Mavi marmara gemisine saldırı olduğu ilk gün büyük bir tepki ortaya çıkmışken birkaç gün sonrasında ulusalcı diye adlandırılan birçok kişi Filistin ve Gazzede yaşayan insanlar için onların hiç de hak etmediği bir söylem geliştirmeye başladılar. Ağır ithamlarda bulunup işi Arapların birinci dünya savaşında Osmanlıyı arkadan vurduğuna kadar getirdiler. Sonra mı sonrası daha da acı. Filistindeki direnişi destekleyen insanları PKK'yı destekleyen ve ölen askerlere üzülmeyen insanlar olarak göstermek gibi aşağılık bir yol izlediler.

Ben de Mavi marmaradaki insanları inançlarına bakmadan destekledim. İşlerimi ayarlayabilseydim o gemide olmak için bir dakika bile düşünmezdim. Filistindeki direnişi de sonuna kadar destekliyorum. Dünyanın en büyük ordularından birine karşı sapanlarla, taşlarla mücadele eden insanları desteklememenin ahmaklık olduğu görüşündeyim. Kendi ülkemde akan kana üzülmemek gibi bir durumum ise sözkonusu bile olamaz. Ben ve benim gibi düşünen birçok kişi ise bu ahmakların saldırılarından nasibini almaktadır. PKK'li, terörist, vatan haini gibi birçok yafta yapıştırılmaktadır. Bir kez daha söylemek isterim ki bu vatanı kendisini milliyetçi, ulusalcı, vatansever diye adlandıran birçok kişiden daha çok seviyorum ve benim gibi düşünen birçok sosyalist olduğunu da söyleyebilirim. Barış ve kardeşlik için yaşıyorum. Kanı döken PKK de olsa İsrail devleti de olsa lanetlemekten geri durmam.

İşe her zaman şeriatçılık diye bakan ve gene her zaman şeriatçılığa karşı tek mücadele edenin kendileri olduğunu sanan bu ahmakların bir gün olur da şeriat düzeni gelirse vatanı ilk terkedenler olacağından kimsenin şüphesi olmasın. Öyle bir gün gelirse de gene buna karşı savaşanlar ben ve benim gibi düşünen sosyalistler olacaktır.

Aslında bu işin ortaya çıkardığı bir başka durumda antisemitizm dedikleri İsrail karşıtlığı oldu. Ülkede ne kadar faşist düşünce varmış onu da görmüş olduk. İşi Hitler'in "Birgün öldürmediğim her Yahudi için pişman olacaksınız" sözünü söylemeye kadar getiren bu gerizekalılar da ortaya çıktı. Bunlara ise söyleyecek herhangi bir söz bulamıyorum ne yazık ki. Bu kadar gelişmiş, dünyada demokrasinin sonsuzluğunun tartışıldığı bir dönemde böylesine aymaz, bilgisiz facebook faşistlerinin ortaya çıkması da ayrıca acı bir durum.

Tam da Ermeni soykırımı iddialarının olduğu bir dönemde böylesine faşist söylemlerin olması da manidar bence. Hiç desteklemediğim halde neredeyse beni de Ermeni soykırımının olduğuna inandırmak istiyorlar sanki.

Dostça ve barış içinde kalmanız dileklerimle...

24 Haziran 2010 Perşembe

Çözüm Nerede Nasıl

Herkes atıp tutuyor. Yok dağa çıkalım. Yok bıraksalar asarım, keserim. Bu günlerde böylesi söylemler yapmak, yazılar yazmak çok kolay. Asıl zor olanı bu gibi zor durumlarda çıkıp yapıcı öneriler sunabilmek. Ama bunun da tabii ki bazı bedelleri oluyor. Ben bu bedelleri almaya hazırım.

Öncelikle şunu net bir şekilde ortaya koymak lazım. Bu kanın durmasını istiyor muyuz? Benim gördüğüm kadarıyla toplum içinde bu talepten ziyade intikam alma talebi daha ağır basmış durumda. İşte en tehlikeli nokta da burada başlıyor. İntikam alma isteği o kadar ağır basıyor ki çözüm önerisi sunanlar bile doğrudan terörist damgası yiyebiliyorlar. Ben de ne yazık ki hiç bir zaman desteklememe rağmen daha önceleri de olduğu gibi şimdi de bu damgayı yiyeceğim.

Evet konumuz bu. Siz ister Kürt sorunu , ister PKK sorunu , isterseniz de terör sorunu deyin. Bana kalırsa bu Türkiye'nin toplumsal bir sorunu.

Çözüm önerilerime gelirsek;

Öncelikle TMK( Terörle Mücadele Kanunu) kaldırılmalı ya da içindeki antidemokratik maddeler derhal çıkartılmalı. Şu anda sorumsuz bir şekilde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar derhal son bulmalı. AKP hükumetinin samimi olmadığı açılım planı derhal devreye sokulmalı ve bölgenin yıllardır talebi olan demokratikleşme çalışmaları tamamlanmalı (Anadilde eğitim vb. gibi) Şimdiye kadar gerçekleştirilen ve binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetler için soruşturma ve araştırma komisyonları kurulmalı. İkinci aşama olarak dağdakileri indirmek için etkin bir af mekanizması işletilmeli. Bu etkin mekanizmada şimdiki dangalak pişmanlık yasasındaki çözümden ziyade örgüt içinde daha da bağlı kalınmasına sebebiyet veren ve bir daha kesinlikle ülkeye girilebilmesini engelleyen mesela hiç çatışmaya katılmama, vereceği ifadelerle örgüt içinde çözülme sağlama gibi maddeler olmamalı. Dönecek olanlar için de şimdiden planlar hazırlanmalı ve her türlü destek kendilerine sağlanmalı (talepleri halinde yer değiştirme, estetik ameliyat vb. gibi). Bu örgüt içinde gerçekten ciddi çözülmelere sebebiyet verecektir. Şu anda hapiste olan örgüt üyeleri için de günün şartlarına göre bir çalışma yapılabilir. Fakat bu etkin pişmanlığın getireceği çözülmelerden dolayı buna gerek kalmayabilir. Dikkat ettiyseniz meclisteki mevcut siyasi partilerden hiç bahsetmedim. Çünkü onların bu konuyla ilgili bir çözüm önerilerinin olduğu hiç düşünmüyorum. Kemal KILIÇDAROĞLU rüzgarını arkasına alan CHP ümit ediyorum ki önümüzdeki süreçte eski günlerinin hatırına bu soruna dur diyenlerin arkasında olur.

Yazımı buraya kadar okuyanlar PKK ne yapacak peki diye sorabilirler. Aslında bundan en başta bahsetmek lazımdı sanırım. PKK derhal koşulsuz bir şekilde silah bırakmalı ve süresiz ateşkes ilan etmelidir. Hükumet de eş zamanlı olarak bölgedeki operasyonlarına son vermelidir.

Bu yazdıklarım akşamdan sabaha olacak şeyler değildir. Ama direnen ve çözüm isteyen insanlar tarafından gerçekleştirilebilecek ve sonu sanılanın aksine bir bölünmeye değil barış ve kardeşliğe gidecek çözüm önerilerimdir.

Devletler intikam almak için değil çözüm için vardır.

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

Biji Biratiya Gelan!

28 Şubat 2010 Pazar

Tekel Direnişini Tüm Kalbimle Destekliyorum


Gündemin bu kadar yoğun olduğu günlerde yaklaşık iki aydır herhangi bir yazı yazamadığım için herkesten özür dilerim.

Tekel direnişiyle ilgili bir yazı da ben yazmak istiyorum. Son günlerde gündem değiştirmek için yapılan ve yapılmaya devam eden çeşitli hareketlerle gündemden düşen tekel işçilerinin şimdi daha da fazla desteğe ihtiyacı var. Hele ki toplum içinde tam anlamıyla kadrolaşan AKP iktidarının çarpıtmalarıyla gözden düştükleri ve yaptıkları meşru haklarının insanlar tarafından desteklenmediği şu günlerde.

Öncelikle 4C nedir? 4C, özelleştirme sonucu işsiz kalan devlet memurlarının geçici(dikkatinizi çekerim geçici)olarak (bu sürenin de maksimum 10 ay olduğunu söyleyeyim) farklı bir devlet kurumunda çalıştırılması olarak özetlenebilir. Parantez içinde bahsettiğim 10 aylık süre çoğunlukla yıl içinde 4 ay olarak uygulanıyor. Yani 4C yerine mevsimlik işçilik de denilebilir. Maaşını öğrenmek isterseniz ondan da bahsedeyim. 630 TL. Evet yanlış okumadınız sadece 630 TL. AKP iktidarının çalışanına, milletine verdiği hizmet işte budur.

Şimdi konuya bir de şu açıdan bakalım. Bu işçilere toplum içinde anlamsız bir şekilde kin güdülmeye başlandı. Yok işte bunlar milyarlar alıyorlarmış, yok yattıkları yerden para alıyorlarmış, yok 5 yıldır hiç çalışmamışlar çalışmadan para almışlar. Bunlar AKP'nin yandaşlarının aşağılık yakıştırmalarından başka birşey değildir. Bu insanlar özelleştirme mağdurlarıdır. Bu türlü yakıştırmalara inanan herkesin öncelikle bunu gözönüne almaları gerekir. İnsanların anlamadığı ve araştırmadığı bir diğer konu da ucuza özelleştirilen Tekel'in bu özelleştirmeyle kaybettiği parayla değil 5 sene 15 sene tüm çalışanlarına ödeme yapabileceğidir. Bir örnek daha vermek gerekirse Tekel'in içki bölümünü yaklaşık 200 milyon TL'ye alan şirketin nasıl oluyor da 1-2 sene sonra 950 milyon TL'ye bu şirketi satmasına kimsenin ses çıkarmamasıdır. Bu satıştan kimler rant sağladı bunu araştırmak yerine kulaktan dolma bilgilerle Tekel insanına vuran yurdum insanına daha ne denilebilir ki.

Sağlıcakla kalın...

4 Ocak 2010 Pazartesi

12 Yaşındaydı 13 Kurşunla Öldü. Sonra...


Adı Uğurdu. Uğur KAYMAZ. 2004 yılının soğuk bir Kasım akşamında Mardin' in Kızıltepe ilçesindeki evlerinin önünde ayağında terlikleriyle babasıyla beraber öldürüldü. Vücudundan çıkarılan 13 kurşunun 9 tanesi sırtında sıralı bir şekilde bulunuyordu. Yapılan adli tıp incelemesinde kurşunların yakın mesafeden atıldığı tespit edilmişti.

Peki olay nasıl oldu? Polis kayıtlarına giren haliyle kısaca bahsedelim: İsimsiz bir ihbarı değerlendiren emniyet güçleri sabah saatlerinde geldikleri evde kayıtlara göre çatışma riskine girmemek için arama yapma gereği duymaz. Havanın kararmasıyla eve yaklaşan özel tim polislerinden dördü Uğur KAYMAZ ve babası Ahmet KAYMAZ ile karşılaşırlar. Polisin kendini tanıtmasıyla baba oğul yanlarındaki ( ceplerinde taşıyorlardı herhalde ) kalaşnikoflarla ateş etmeye başlarlar. Bunun üzerine karşı ateşe başlayan özel tim polisleri baba oğulu öldürür.

Şimdi bir de olayın adli tıp raporu kısmından irdelemesini yapalım. Öncelikle adli tıp raporuna göre olay mahallinde çatışma olduğuna dair herhangi bir delile rastlanmamıştır. İkinci bir nokta olarak da polis kayıtlarında nüfusa sonradan kaydettirildiği ve bıyıklarının çıktığı iddia edilen Uğur KAYMAZ' ın yaşıyla ilgili herhangi bir şüpheye yer olmadığı ve bu yaştaki bir çocuğun kalaşnikof gibi bir silahı zaptedemeyeceği bu raporda yer almıştır. Ayrıca Uğur' un sırtından 9 kurşun çıkarıldığı yazılan rapora göre bu yaraları yüzyüze bir çatışma ile alamayacağı da açık bir şekilde yazılmıştır.

Başlıkta sonra diye yazmıştım. Peki sonra ne mi oldu. Yüce Türk Adaleti bu olayı Meşru Müdafaa olarak gördü ve kararını da bu yönde verdi. Adli Tıp Kurumunun hazırlamış olduğu rapordan tek bir maddeyle bile hapis cezasına çarptırılması gereken özel tim polisleri yerel mahkemenin kararıyla beraat ettiler. Yargıtay da yerel mahkemenin kararını onadı ve bu katliamı gerçekleştiren özel tim polisleri beraat ederek başka katliamlara yelken açtılar.

Bir çocuğun bile hemfikir olacağı gibi bu düpedüz bir cinayettir, katliamdır. Şimdi siz ne kadar PKK bir terör örgütüdür, faşist bir yapılanmadır derseniz deyin. Bölgede yapılan bu katliamlarla ve faşist uygulamalarla bu örgüt gücünden hiçbir şey kaybetmeyecek ve militan sağlamak konusunda hiçbir sorun yaşamayacaktır.

Soruna demokratik çözüm öneren ben ve benim gibiler ise kendisini ulusalcı ilan eden çakma solcular ve faşistler tarafından PKK yandaşı ilan edileceklerdir.

Peki şimdi onlar mı PKK' ye destek oluyor yaksa ben ve benim gibi düşünen devrimciler mi? Kararı siz verin...


Yaşasın Halkların Kardeşliği.

Biji biratiya gelan.