20 Ekim 2009 Salı

Bu Tren Kaçmasın


Geçen hafta AKP Hükumetinin samimiyetinin ciddi bir şekilde sorgulandığı, hatta bu açılım sürecinin de içinin boş olduğu artık açıkça seslendirilirken imralıdan gelen bir haberle tüm dikkatler gene bu gündeme kilitlendi.

İmralıdan gelen habere göre Abdullah ÖCALAN demokratik açılım sürecinin yavaşladığını ve bu sürece yeniden bir hareket getirebilmek için birkaç barış grubu oluşturulmasını istiyordu. Buna istinaden yayınlanan haberlere göre bir grup Mahmur Mülteci kampından, bir grup Kandil Dağında, bir grup da Avrupadan Türkiye'ye giriş yapacaktı. Bu açıkçası bana fazla inandırıcı gelmemişti. Çünkü bu açılım sürecinde AKP' nin samimiyetinden ne kadar kuşkuluysam PKK' nin samimiyetinden de aynı şekilde kuşkuluydum. Fakat yanıldım. PKK Mahmur kampından 26, Kandil Dağından da 8 kişiyi barış grubu olarak Türkiye ye gönderdi.

Bu durumu çok iyi çözümlemek lazım. PKK' nin Mahmur kampından çok fazla bir beklentisi yok. Tabii ki ordan da bir destek buluyor ama tek başına denetimi altında değil. Esas önemli olan Kandilden gönderilen sekiz kişi. Bu kişiler ellerindeki silahları bırakarak geldiler. Olay "işte bunlar zaten hiçbir olaya karışmamış gelse ne olur" diye küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Bu kişilerin hiçbir olaya karışmamış olması bundan sonra da karışmayacakları anlamına gelmiyordu. Bu hareket onların silahlarını bırakmasına neden olmuştur ki bu da küçümsenemez bence.

Bundan sonrasını artık AKP ye, PKK ye ve faşistlere bırakmamak çok önemli. Türkiyede ne kadar barış yanlısı varsa, ne kadar demokrat varsa, ne kadar bu kanın durmasını isteyen varsa daha çok bastırmalı. Bu süreci tıkayan her bir engeli ortadan kaldırmalı.

Daha önce çok trenler kaçırıldı. Bir önceki kaçırılan son tren olsun. Ve bu halk Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle ve daha birçoklarıyla artık istediği istasyona gidebilsin...

Güzel Günler Göreceğiz
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan
Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve, çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir
Hani şimdi biz
İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

Nazım Hikmet




5 Ekim 2009 Pazartesi

BURASI İSTANBUL

Son günlerde sık sık yayınlanan bir reklam var. Bir kot firmasının reklamı. Burası İstanbul sloganlı. Takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş gencecik çocuklar sanki matah birşeymiş gibi enteresan bir giyim şeklini özendirmeye çalışıyorlar. Ben Burası İstanbul söylemini düzgün giyinmek, düzgün konuşmak, aileye önem vermek, karşındakine her kim olursa olsun saygı göstermek olarak anımsıyordum. Böyle büyütülmüştüm. Ama görüyorum ki herzaman olduğu gibi tüketim toplumunun, sanayileşmiş toplum yapısının aktörleri bu konuda da boş durmayarak kendi dejenere kültürlerini bu söylemi kullanarak yaymaya çalışıyorlar.

Düşünebiliyor musunuz? O reklamlardaki gençlerin yaşıtları idam sehpasına çıkmak için kollarına girilmesine izin vermediler. İdam sehpasını kendileri ittiler, kimseye bırakmadan. Nereden nereye geldik peki şimdi. Şimdiki gençlik o günlerle ilgili ne biliyor. Deniz'i, Mahir' i, Erdal'ı hangisi tanıyor. Konu magazin ve moda olunca ise öylesine kendilerinden emin cevaplar veriyorlar ki sanırsınız ki uzmanlar. Kenan EVREN'i bir darbeci değilde cumhurbaşkanı kimliğiyle biliyor bazıları. Yoksa ressam mı demeliydim. Hatta birçoğu tanımıyor bile. Darbeci eseriyle gurur duyuyor mu acaba? O resimlerini yaparken yarattığı korkutulmuş, sinmiş kalabalığa bakarak ne hissediyor. Hangi ruh haliyle yapıyor o resimlerini.

Bu sorunun içinde tabii ki aileler de pay sahibi. Darbenin sonuçlarını birebir yaşamış dönem insanları da şimdi kendi çocukları üzerinde öylesine bir baskı oluşturuyorlar ki o gençlerin bu gerçekleri görmesi için biraz şanslı ve araştırmacı olmaları gerekiyor.

Sonuç olarak ne kadar yazarsak yazalım, eleştirirsek eleştirelim gençliğin durumu bu. Bu sonuçta pay sahibi olanlar umarım birgün bu aymazlıklarından vazgeçeceklerdir. Ama bu vazgeçiş ne zaman ve ne kadar sarsıntılı olacak işte o konuda yorum yapabilmek gerçekten çok güç.



4 Ekim 2009 Pazar

Roketle Parçalanan Beden: Ceylan


Başlığını yazmak bile zor. Nasıl anlatılır, nasıl yorum yapılabilir ki.

Bir çocuk koyun otlatıyor. Az önce evden çıkmış, annesinden makarna isteyerek. Sonra bommmm. Acı bir sessizlik. Toz ve duman. Etrafta kan ve et parçaları. Sahneyi gözünüzün önünde canlandırın.

Bu çocuk terörün neresindeydi, neresindeydi açılımın.


Savcı ; "can güvenliğim olmadığı için gidemem."
Karakoldaki polis ; "alın şu kamerayla fotoğraf makinasını görüntüleri çekin."
Savcı; " ceset parçalarını karakola getirin."
Annesi ; "çocuğumun parçalarını etekliğimde götürdüm karakola."
Genelkurmay; "atılan havan topunun ya da roketin bizimle ilgisi yoktur."
Siyasiler; "................."
Basın; " .................."


Olay Diyarbakır'da gerçekleşti. Açılımdan sonra Amed ya da Diyarbekir. Sözü edilen çocuk Ceylan. 14 Yaşındaydı. Nereden geldiği belli olmayan bir roketin isabet etmesi sonucu parçalanarak öldü. Cesedi saatlerce ortada bekletildi. Savcı can güvenliği olmadığı için olay yerine gitmedi. İddialara göre çocuğa isabet eden roket ya da havan topu yakınlardaki Tabantepe karakolundan ateşlendi. Bölgede Tabantepe karakolunun haricinde iki karakol daha olduğu düşünülürse olayın PKK kaynaklı olamayacağı tahmin edilebilir. Genelkurmay ise olayı bölgede herhangi bir havan atışı yapılmamıştır demekle geçiştirdi.

Olan küçücük bir çocuğa oldu. Bölgedeki faili meçhullere bir yenisi daha acı bir şekilde eklendi. Şimdi siz ne kadar açılıma karşı olursanız olun, desteklerseniz destekleyin. Ama işte bölgenin sorunu bu. Bu olay batıda herhangi bir yerde olsa yer yerinden oynardı. Peki olay doğuda olunca ne oldu. Koca bir sessizlik. Basın sustu, siyaset sustu.

Konuşanları ise ne yazık ki dinleyen yok....