30 Kasım 2009 Pazartesi

Sol Nedir? Solcu Kimdir?

Böylesine iddialı bir konu başlığı seçmem birçok kişi için yadırgatıcı olabilir, fakat son günlerde hatta son yıllarda ortaya çıkan bazı gelişmeler beni böyle bir yazı yazmaya itti. Bu konudaki naçizane fikirlerimi burada paylaşmak istedim. Konu hakkındaki düşüncelerimi örneklerle de desteklemeye çalışacağım.

Öncelikle sol görüşün ne olduğundan ve ne olmadığından bahsetmek isterim. Sol görüşün Fransız Devriminden sonraki dönemde ortaya çıktığı ve işçi sınıfının kurulan mecliste solda, burjuva sınıfının ise sağda oturmasından dolayı adlandırıldığı masalına ise girmek istemiyorum. Sol görüşün ne olduğuyla ilgili bazı kavramları ele alarak başlayalım konumuza. Sadece bu kavramlarla bile şu anda kendini solcu diye isimlendiren kişi ya da kurumların solun neresinde olduğunu kavramış olabiliriz. Sol barışçıdır, savaş karşıtıdır, çevrecidir, devrimcidir, her türlü ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşıdır, demokrattır, halkçıdır, eşitlikçidir, anti-emperyalisttir, çoğulcudur, cunta karşıtıdır, insan haklarına saygılıdır, hayvan haklarına saygılıdır, işçinin, ezilenin, haklının yanındadır, aydınlanmacıdır.

Şimdi bu kavramlar üzerinden kendini solcu olarak tanıtan ve bir kavram karmaşasına sebep olan bazı kişileri ve kurumları ele alalım. Şunu da ayrıca belirtmek isterim ki içinde sol kelimesi geçiyor diye kimse solcu, sosyalist geçiyor diye kimse sosyalist olmaz. Öyle olmuş olsaydı Hitler’ in Nasyonel Sosyalizm isimli ideolojisi faşizm olmazdı. Konumuza dönersek sol bir parti olduğunu iddia eden CHP’ nin yukarıdaki solun olmazsa olmazlarından kaç tanesine karşı geldiğini hesaplayabilir misiniz? Kendini sol bir parti olarak adlandıran CHP barış karşıtı, ırkçı , antidemokrat, darbe yanlısı, halktan uzak, elit bir kesimin partisi değil midir? Böylesine aslında sol karşıtı olan bir parti toplum içerisinde nasıl sol bir parti olarak varlığını sürdürebiliyor sizce. Kavram karmaşasına verilebilecek en güzel örnek bence budur. Mesela gene CHP’ den gidecek olursak Onur ÖYMEN’ i ele alalım. Sol bir partinin Genel Başkan Yardımcısı eğer ki teröre karşı çözüm önerisi olarak Dersim Katliamındaki yöntemi örnek veriyorsa buna daha ne denilebilir ki.

İsimlerle sol bir parti olunamayacağına iyi bir örnek te DSP(Demokratik SOL Parti)’ dir. Hatırlarsanız bu partinin iktidarı sırasında 19 Aralık 2000’ de ne acıdır ki adı Hayata Dönüş olan bir operasyon yapıldı. 30 dan fazla ölü vardı. Yakılan insanlar , kopan kollar oldu bu operasyon sırasında. F Tipi cezaevleri, adında demokrat kelimesi geçen bu partinin eseriydi. Halkçı olması gereken bu parti 2000’ li yıllarda kapısına kadar gelen emeklileriyle bile görüşmedi. Şimdi kim bu partinin sol bir parti olduğunu iddia edebilir ki.

İşçi partisini ele alalım. Solcu olduğunu iddia eden, Deniz GEZMİŞ’ i bir parti sembolü gibi her yerde kullanan bu partiye ne demeli. Irkçı söylemleriyle insanları provoke etmekten başka ne yapmıştır ki şimdiye kadar. Gerçek ya da değil şimdiki Ergenekon davasında darbecilikle suçlanan bir parti sol bir parti olabilir mi sizce? Sol bir parti mesela Hrant DİNK’ in cenazesi sonrasında parti binasının önünden geçen insanlara taş atar mı? Deniz GEZMİŞ’ lerin sol anlayışları bu muydu? Denizlerin idam sehpasında son sözleri Kahrolsun Faşizm değil miydi. Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum.

Deniz GEZMİŞ’ i gene sembol olarak kullanan, ve ne kadar ilginçtir adında da sol geçen bir dergiden bahsetmeden edemeyeceğim. Dikkatinizi çekerim her sayısında mutlaka Deniz GEZMİŞ , Mahir ÇAYAN, Che GUEVARA vb. birçok solcu ve sosyalisti kullanan, kendisini 68 Kuşağını mirası diye gösteren bir dergi bu. Adı Türk Solu. Irkçılıkta, faşizmde liderliğe oynayan bir dergi. Kullandığı manşetlerden bir kaçına bakmak bile bu derginin ne kadar faşist bir dergi olduğunu gösterecektir. Sol bir dergi “Dağa Çıkanı da, Dağa Çıkartanı da, Dağdan İndireni de Hepsini Asacağız!” diye bir manşet atabilir mi. “Kürt sorunu Değil Kürt İstilası Vardır” ya da “ Mahallenizdeki Kürt bakkaldan alışveriş yapmayın” diye yazabilir mi? Her yazısından, her sayfasından faşizm akan bir dergi hangi hakla Deniz GEZMİŞ’ leri, Mahir ÇAYAN’ ları kullanabilir. Bu kadar kolay mıdır bu değerleri kendi faşist duygularına alet etmek.

Örnekleri daha da arttırmak mümkün. Ama konuya genel hatlarıyla bakmak ve başlangıçta da bahsettiğim gibi artık ciddi rahatsızlık veren bu kavram karmaşasına bir açıklama getirmek açısından bu kadar yazının yeterli olacağını düşünüyorum.

Sol ve solculukla ilgili bu yazıyı güzel bir tanımla bitirmek isterim. Solcu başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi yüzünde hissedebilendir.

Yaşasın Halkların Kardeşliği

Biji biratiya gelan



27 Kasım 2009 Cuma

Dersim Katliamı, CHP ve Onur ÖYMEN

Birkaç yıldır geliştirdiği söylemlerle sol bir partiden ziyade milliyetçi bir partiye dönüşme sürecine giren CHP şimdi de hızlı bir dönüşüm sürecinden sonra faşist bir parti haline gelmiştir.

Nereden bu noktaya geldik diye düşünürseniz geçen haftalarda meclis kürsüsünden Onur ÖYMEN' in söylediklerine dönmemiz gerekir. Ne demişti Onur ÖYMEN "Bazen sorunları çözmek için Dersimdeki gibi davranmak, müdahale etmek gerekir." İlk başta bakıldığında normal bir söylemmiş gibi görülebilir. Hatta Türkiye'deki birçok kesim için bu sözün hiçbir anlamı yoktur. Ama biraz tarih bilgisi olan, dönem hakkında araştırma yapmış ve hatta bunlardan da önemlisi o günleri yaşayanlar ve o günleri yaşayanların çocukları ve torunları olan Aleviler için bu söylemin ne kadar ağır olduğu düşünülemez bile.

Peki Dersimde ne olmuştur da bu olayları savunmak CHP' ye faşist damgasını yapıştırmıştır. Bu konuya da kısaca girersek konu hakkında bilgisi olmayan büyük çoğunluğa da umarım bir katkı sağlamış oluruz.

Dersim tarih boyunca özerk olarak yönetilmiş ve merkezi yönetimden bağımsız bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu özerk yapısına ilk müdahaleler ise Tanzimat' ın ilanından sonra 1840' lı yıllarda başlamıştır. Osmanlı Devleti Tanzimat'tan sonra merkezi yönetimi güçlendirmek adına bölgeye ilk müdahalelerini yapmaya başlamış ve ilk isyanlarda bu dönemlerde başlamıştır. Sırasıyla 1847, 1877-78, 1885, 1892, 1893-95, 1907, 1911, 1916 yılları Dersimde Osmanlı Devletinin müdahaleleri ve büyük isyanlarla geçmiştir. Bu isyanların bir sonucu olarak Aleviler büyük kırımlarla karşı karşıya kalmış, sarsıntılı dönemler geçirmişlerdir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise gene özerk yapısını korumaya çalışan Dersim bölgesine 1937-38 yıllarında Cumhuriyet' in gereklerinden biri olan merkezi yapıyı korumak adına gene müdahale kararı alınmıştır. Meclisin aldığı bu kararın bu kadar ağır sonuçlar doğuracağı düşünülmüş müydü bilmiyorum ama yapılan tek kelimeyle anlatmak gerekirse bir vahşettir. Aslında bu kadar ağır sonuçlar doğuracağının düşünülmüş olduğunu dönemin meclis tutanaklarına bakıldığında görebiliyoruz. Çıkarılan kanunların bazılarında öylesine maddeler var ki sanki bir isyana karşı müdahale değilde soykırım çalışması denilebilir. İsyana karşı söylemi de olayların gelişim sürecine bakıldığında doğruyu yansıtmıyor gibi görülüyor. Çünkü isyan merkezi hükumetin müdahalesinden sonra başlıyor.

Sonucunda büyük bir katliamla bitiriliyor. İçlerinde isyancıların lideri konumundaki Seyit Rıza ve oğlu olmak üzere binlerce kişi idam ediliyor. Kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce kişi öldürülüyor. Bölge halkının tamamına yakını bölge dışına çıkarılmak için tehcire zorlanıyor. Sünni köylerine birer aileyi geçmeyecek şekilde dağıtılıyorlar. Tarihe Dersim Katliamı diye geçen bu süreç arkasında büyük bir acı ve kan bırakıyor.

İşte CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN' in sorunlar karşısında sunduğu çözüm önerisi bu. Ne acıdır ki oylarının büyük bir çoğunluğunu alevilerden alan CHP' nin bir üyesine bu söyleminden dolayı herhangi bir yaptırım uygulamaması ve söylemi sahiplenmesi de CHP' yi faşist bir parti haline getirmektedir.

Daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linkten Çayan DEMİREL' in belgeseli izlenebilir. Dönemi yaşayan insanlarla yapılan söyleşileri dinlemek insanın kanını donduruyor.

http://video.google.com/videoplay?docid=-7893147585919394185#

Barışa Köprü Ol - Boğaza Değil Zapa Köprü


Yıl 1969. İstanbulda boğaza köprü yapma çalışmaları olanca hızıyla ve tartışmalar içinde sürüyor. Bu keşmekeşin içinde 68 kuşağının gençleri çıkıyorlar ve boğaza yapılan köprünün ileride petrole bağımlılığa sebep olacağını, daha sonra ikinci ve üçüncülerine gerek duyulacağını, doğuyla batı arasında varolan eşitsizliklerin daha da açılacağını ve göç dalgalarına sebep olacağını söyleyerek ülkenin en uç noktasına Zap Nehrinin azgın sularına köprü yapmak için kolları sıvıyorlar. Bir ay gibi kısa sürede o zamana dek bir çok insanın ölmesine, hayvanın telef olmasına sebep olan bu nehre bir köprü yapıyorlar. Devrimci Gençlik Köprüsü adıyla 30 yıl boyunca birçok köyün şehre ulaşmasına olanak sağlıyor bu köprü.

68 Kuşağının genç solcu öğrencileri için amaç sadece köprü yapmak değildi tabii ki. Bölgeyi tanımak, halkla kaynaşmak ta amaçlanıyordu bu çalışmayla. Ama sadece bölgeyi tanımakla da kalmadılar. Samimiyetleri ve iyi niyetleriyle bölge halkına da kendilerini tanıttılar. Köylüler ekmeklerini, evlerini paylaştılar onlarla.

Sonra ne mi oldu? Yöre halkının o güne dek Deniz Gezmiş'lerin köprüsü diye adlandırdıkları köprü 1999 yılında güvenlik gerekçesiyle bombalanarak imha ediliyor. Hikaye kısaca böyle.

Şehirli solcu öğrencilerin Doğuya uzattıkları ilk elin eseri olan bu köprüyü yıkılışından 10 sene sonra şehirli solcular yeniden yapmak için kolları sıvadı. Geçen günlerde Barışa Köprü Ol adıyla Bostancı Gösteri Merkezinde gerçekleştirilen bir konserle ilk adım da atılmış oldu. Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, İlkay AKKAYA, Edip AKBAYRAM, Vedat SAKMAN, Melike DEMİRAĞ ve adını sayamadığım daha birçok sanatçının katılımıyla gerçekleştirildi bu konser.


Yapılacak olan bu köprü umarım ki ilerki yıllarda adıyla özdeşleşerek Barışa Köprü Olacaktır. Unutmamak gerekir ki inanmak gerçekleştirmenin yarısıdır.


Anayasso

Gul, gurban olduğum Hökümet Baba!
Baa bir alfabe veremez miydin?

Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavata'dan Hakkari'ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hoooyyy Babooov?

Bebek yaiir, bebek hasda, bebek ataş içinde
Ben fakiro
Ben hakiro
Dohdor, ilaç, çarşı, bazar, tam-takiro
Gurban olam, bu ne işdir, hoooyy Babooov?

Çonciğ ağliir, çonciğ öliir, geçüt vermiy Zap Suyi
Parasizo
Çaresizo
Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzah, yolsizo
Bu ne haldır, bu ne işdir, hoooyy Babooov?

Gara dağda gar altında ufağ ufağ mezerler
Yeddi ceset hetim hetim Zap Suyinde yüzerler
Hökumata arzeylesem azarlar
Ben ketumo
Ben hetimo
Ben ne biçim votandaşim, hoooyyyy Baboooovvv?

Şavata'dan Angara'ya ses getmiir
Biz getmeğe guvvatımız heç yetmiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara'ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız, golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir, hoooyyy Babooovvv?

Yerin, yurdun, adresesin bilmirem.
Angara'da: Anayasso!
Ellerinden öpiy Hasso
Yap bize de iltimaso.
Bu işin mümkini yoh mi hoooyyy Babooovvv?


ŞEMSİ BELLİ


1 Kasım 2009 Pazar

Bir Taşın Bedeli 31 Yıl 6 Ay

İşte böylesine enteresan bir ülkede yaşıyoruz. Polise taş attığı için yargılanan çocuklara savcının istediği ceza 31 Yıl 6 Ay. Bu da yanlış anlaşılmasın aslında istenen ceza 58 Yıl olmasına rağmen yaş küçüklüğünden dolayı yaşları 15-16 olan çocuklar için 31 Yıl 6 Ay, yaşları 13-14 olan çocuklar için ise 21 yıl 6 Ay. Polise taş atma karşılığı istenen ceza cinayet, tecavüz, uyuşturucu kaçakçılığı vb. birçok suçtan daha fazla. Bu savcının talep ettiği ceza miktarı, bunun haricinde hüküm giymiş birçok çocuk şu anda hapis cezasını çekmekte.Bu çocuklar 3 ila 21 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldılar ve halen cezaevinde tutuklu olarak cezalarını çekiyorlar.

Bu kadar ağır cezalar 2006 da Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan son değişikliklerle verilebilmektedir. Çünkü kanundaki değişikliklerle çocuklara da Ağır Ceza Mahkemelerinde (Eski adıyla DGM, 12 Eylül darbesinin hediyesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri) yargılanmanın yolu açılmıştır. Bu uygulama Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine aykırıdır. İşin daha da ilginç tarafı bu cezaların hiçbir kanıt olmadan sadece ifadelerle verilmiş ve istenmiş olmasıdır.

Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. PKK' nin doğduğu yer Diyarbakır cezaevidir.
Bu cezaevinde yapılan insanlık dışı uygulamaların sonucu olarak örgütün temelleri atılmıştır. Şimdi çoğu tutuklu yargılanan bu çocuklara bu kadar yüksek cezalar istenmesi acaba PKK'
ye yeni militanlar katma amacına hizmet etmiyor mu? Açılım çalışmalarını samimi bulmadığımı da daha önceki yazılarımda söylemiştim. Sadece bu örnek bile açılımdaki samimiyetsizliği ortaya koymaktadır.

Adaletin varlığından sözedebilmek için bu çocuklara derhal özgürlükleri verilmeli ve salıverilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Adalet herkese lazımdır. Çocuklara da...